İletişim Kuramlarının Tarihsel Gelişimi ve Modelleri
20. yüzyıl iletişim modelleri, tarihsel gelişimi ve temel modelleriyle medyanın toplumsal etkilerini anlatır.
chat.question 1
chat.user
Bugün iletişim kuramlarının ana-akım (egemen) olanlarını inceleyeceğiz. Bu yaklaşımlar, özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmış ve iletişimi ölçülebilir, gözlemlenebilir, etkisi değerlendirilebilir bir süreç olarak görmüştür. Amaçları genellikle şudur: “Medya insanları ne kadar etkiler, bu etki nasıl ölçülür?” GİRİŞ İletişim kuramları, kitle iletişim araçlarının tarihsel gelişimine paralel olarak ortaya çıkan ve iletişimin nasıl işlediğini, insanları nasıl etkilediğini açıklamaya çalışan modellerdir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında propaganda faaliyetlerinin yoğun biçimde kullanılması, medyanın toplum üzerindeki etkilerinin daha sistemli şekilde incelenmesini zorunlu hâle getirmiştir. Bu dönemde iletişim sosyal bilimler içinde bağımsız bir araştırma alanına dönüşmüş ve çok sayıda kuram geliştirilmiştir. Kitle iletişim modelleri, aslında karmaşık bir süreç olan iletişimi anlaşılır, ölçülebilir ve açıklanabilir hâle getiren teorik araçlardır. İlk geliştirilen modellerde iletişim daha çok doğrusal bir süreç olarak düşünülmüştür: Yani kaynak → mesaj → alıcı çizgisinde yapılan bir aktarım olarak görülmüş; toplumsal yapı, psikolojik etkenler, kültürel bağlam ve ideolojik süreçler büyük ölçüde göz ardı edilmiştir. Ancak zamanla yaşanan siyasal olaylar, toplumsal değişimler ve teknolojik gelişmeler araştırmacıların iletişim olgusuna daha geniş bir perspektiften yaklaşmasını sağlamıştır. İletişimin yalnızca bir mesaj aktarımı olmadığı, aynı zamanda tarihsel, sosyolojik, psikolojik ve ideolojik boyutları olan çok katmanlı bir süreç olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle daha sonraki modeller; sosyoloji, psikoloji, siyaset bilimi, tarih, kültürel çalışmalar ve teknoloji gibi disiplinlerden yararlanarak iletişimi çok yönlü bir biçimde açıklamaya yönelmiştir. 20. yüzyılın özellikle ortasında hızla gelişen radyo, sinema, televizyon gibi kitle iletişim araçları, hem kültürün yayılma biçimini değiştirmiş hem de toplumların örgütlenme ve düşünme tarzlarını etkilemiştir. Sanayileşmenin ilerlemesiyle birlikte üretimin standartlaşması ve kültürel formların tek tipleşmesi, literatürde kitle toplumu olarak adlandırılan yeni bir sosyolojik yapıyı ortaya çıkarmıştır. Bu toplum yapısında medya, bireylerin davranışlarını yönlendirme ve toplumun bütünlüğünü koruma amacıyla sıklıkla bir kontrol aracı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle erken dönem iletişim kuramlarında “kitleyi etkileyebilme ve yönlendirebilme” düşüncesi oldukça belirgindir. Bu bölümde tarihsel süreçte geliştirilen temel iletişim modelleri ele alınacaktır: Lasswell’in Genel İletişim Modeli Shannon ve Weaver’in Enformasyon Modeli Newcomb’un ABX Denge Modeli Gerbner’in Genel İletişim Modeli Westley ve MacLean’in Aracılanmış İletişim Modeli Riley ve Riley’nin Sosyolojik Modeli Noelle-Neumann’ın Suskunluk Sarmalı Modeli Bu modeller, iletişim sürecinin yalnızca teknik bir aktarım olmadığını; bireylerin psikolojik eğilimleri, toplum yapıları, kültürel değerler ve ideolojik süreçler tarafından şekillendiğini gösterir. Böylece iletişimin hem bireysel hem toplumsal düzeyde nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olur. Kitle İletişim Kuramlarının Tarihsel Seyri Kitle iletişim kuramlarının ortaya çıkışı, doğrudan kitle iletişim araçlarının gelişimiyle bağlantılıdır. 20. yüzyılın başından itibaren radyo, sinema ve basının yaygınlaşması, ardından Birinci Dünya Savaşı sırasında propaganda amaçlı kullanılması, iletişimin toplum üzerindeki etkilerini anlamayı gerekli hâle getirmiştir. Savaş döneminde medya, insanların tutum ve davranışlarını yönlendirmek için güçlü bir araç olarak kullanılmış; bu durum iletişim araştırmalarında büyük bir hareketlilik yaratmıştır. Kitle İletişim Kuramlarının Tarihsel Seyri Bu ilgi yalnızca teknolojik gelişmelerden değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal koşullardan da beslenmiştir. Örneğin 19. yüzyılın sonlarında kapitalizmin hızla gelişmesiyle birlikte kitle iletişim araçları, toplumun günlük yaşamının ve ekonomik sistemin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Genişleyen pazar ekonomisinin reklam ve tanıtım ihtiyacı, medyayı yalnızca bir haberleşme aracı olmaktan çıkarıp güçlü bir kültürel ve ekonomik aktöre dönüştürmüştür. Kitle İletişim Kuramlarının Tarihsel Seyri Basın, radyo ve sinema üzerine yapılan ilk kitle iletişim araştırmaları, özellikle 1920’lerden itibaren Avrupa ve Amerika’da propaganda, kamuoyu ve reklam gibi konular etrafında şekillenmiştir. Bu nedenle erken dönem iletişim modelleri, iletişimi daha çok mesajın kaynaktan çıkıp alıcıya ulaşması şeklinde, oldukça basit ve doğrusal bir süreç olarak ele almıştır. Bu modellerde iletişim; sosyolojik, psikolojik, ekonomik, ideolojik boyutları hesaba katılmadan, yalnızca bir ileti aktarımı olarak görülmüştür. Güçlü Etkiler Dönemi Bu dönem literatürde “güçlü etkiler dönemi” olarak bilinir. Çünkü iletişim araçlarının kitleleri kolayca etkilediği, yönlendirdiği ve hatta manipüle ettiği varsayılmıştır. Sonraki yıllarda yapılan çalışmalar ise iletişimin bu kadar tek yönlü ve basit bir süreç olmadığını, insanların mesajları farklı şekillerde yorumladığını ve geri bildirimlerin de önemli olduğunu göstermiştir. Böylece etkileşim, geri bildirim (feedback), algıda seçicilik, psikolojik faktörler gibi unsurlar bu sürece eklenmiştir. Kitle İletişim Kuramlarının Tarihsel Seyri Kitle iletişim araştırmalarının ilk örnekleri, tek bir disipline bağlı olmayıp genellikle sosyoloji, psikoloji, politika bilimi gibi alanlardan gelen araştırmacılar tarafından yürütülmüştür. Çünkü medya etkilerini anlamak, yalnızca iletişimin değil toplumun yapısını anlamak için de gerekli görülmüştür. Bu dönemde Avrupa’da yaşanan sanayileşme ve kapitalizm, geniş ve birbirine benzer sosyal gruplardan oluşan kitle toplumunun doğmasına neden olmuş; medya da bu toplumun şekillenmesinde merkezi bir rol oynamıştır. Kitle İletişim Kuramlarının Tarihsel Seyri 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, milyonlarca insanın aynı gazeteleri okuması, aynı radyoyu dinlemesi ve aynı filmleri izlemesi, kitle kültürü adı verilen yeni bir kültürel modelin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kitle iletişim araçları bu kültürün tek tipleşmesinde ve yaygınlaşmasında etkili olmuş; böylece medya ile toplum arasındaki ilişki hem teorik hem de siyasal açıdan daha yoğun biçimde tartışılır hâle gelmiştir. Kitle İletişim Kuramlarının Tarihsel Seyri İkinci Dünya Savaşı’nda propaganda, medyanın bir toplum üzerinde ne kadar etkili olabileceğini açıkça göstermiştir. Almanya’nın radyo ve sinemayı kitleleri yönlendirmek için sistemli biçimde kullanması, dünyada “medya gerçekten insan davranışlarını bu kadar değiştirebilir mi?” sorusunu gündeme taşımıştır. Bu nedenle savaş sonrası dönemde medya–toplum ilişkisini açıklamaya yönelik kuramlar hızla çoğalmıştır. Kitle İletişim Kuramlarının Tarihsel Seyri Bugün geriye dönüp baktığımızda, Gutenberg’in matbaasından sosyal medyanın hız ve anındalık özelliklerine uzanan süreçte kitle iletişimi; ekonomi, siyaset, kültür, toplumsal yaşam üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır. İnternet devrimiyle birlikte iletişim çok daha hızlı, etkileşimli ve kişisel hâle gelmiş; medya artık yalnızca bilgi aktaran bir araç değil, aynı zamanda gündelik hayatın şekillenmesinde belirleyici bir unsur olmuştur. Kitle İletişim Kuramlarının Tarihsel Seyri Bu yüzden iletişim kuramlarını öğrenmek, sadece tarihteki modelleri bilmek anlamına gelmez; aynı zamanda medyanın toplumsal değişimde, siyasal süreçlerde, kültürel dönüşümlerde ve psikolojik etkilerde nasıl rol oynadığını anlamak anlamına gelir. Çünkü bugün kullandığımız medya araçları —telefonlar, bilgisayarlar, sosyal ağlar— neredeyse bedenimizin bir uzvu hâline gelmiştir ve yaşamımızın her alanını etkilemektedir. TEMEL İLETİŞİM MODELLERİ Kitle iletişim araştırmalarında “ana akım” (mainstream) yaklaşımlar olarak bilinen iletişim modelleri, iletişimin nasıl işlediğini ve kitle iletişim araçlarının toplumu nasıl etkilediğini açıklamaya çalışan bilimsel çabalardır. Bu kuramlar ilk ortaya çıktığında daha çok iletişimin kendisini, yani mesajın kaynaktan alıcıya nasıl gittiğini anlamaya odaklanmıştır. Ancak zamanla radyo, televizyon, gazete ve internet gibi kitle iletişim araçlarının toplumsal etkileri belirgin hâle geldikçe, araştırmalar bu araçların işleyişi üzerine yoğunlaşmaya başlamıştır. TEMEL İLETİŞİM MODELLERİ Kitle iletişim çalışmalarının ilk dönemlerinde sosyoloji, psikoloji, sosyal psikoloji gibi alanlar oldukça etkili olmuştur. Çünkü medyanın etkisini anlamak yalnızca iletişim biliminin değil, aynı zamanda insan davranışını inceleyen diğer disiplinlerin de uzmanlık alanına girmektedir. Bu disiplinlerden gelen araştırmacılar, medyanın bireyleri nasıl etkilediğini, toplumun tepkilerini ve mesajların nasıl alımlandığını inceleyerek iletişim biliminin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. TEMEL İLETİŞİM MODELLERİ Kitle iletişim modelleri arasında önemli bir farklılık, hangi öğeyi merkeze aldıklarıdır: Bazı modeller kaynağı ön plana çıkarır (örneğin propaganda ve etkileyici iletişim çalışmaları). Bazıları hedef kitleyi merkeze alır (örneğin izleyici araştırmaları). Bazıları ise aracı kurumları, yani medya kuruluşlarını, gazetecileri veya teknolojiyi odak noktası yapar. Bu nedenle iletişim modelleri yalnızca iletişimi açıklamakla kalmaz; aynı zamanda araştırmacılara “iletişim sürecinde en önemli olan nedir?” sorusuna farklı perspektifler sunar Lasswell’in Genel İletişim Modeli Harold D. Lasswell bir siyaset bilimcidir ve özellikle propaganda üzerine çalışmalarıyla tanınır. 20. yüzyılın başlarında propaganda tekniklerinin yoğun biçimde kullanıldığını gözlemlemiş; propagandanın hem iyi amaçlarla (örneğin kamusal bilgilendirme), hem de kötü amaçlarla (manipülasyon, yönlendirme) kullanılabileceğini savunmuştur. Bu dönemde iletişim araştırmaları daha çok etkiyi ölçmeye odaklanmıştır. Lasswell de propaganda sürecindeki etkiyi anlamak için, iletişimi belirli sorular üzerinden açıklayan ünlü formülünü geliştirmiştir. Lasswell’in Genel İletişim Modeli Lasswell’e göre iletişim şu sorularla analiz edilebilir: Kim, neyi, hangi kanaldan, kime, hangi etkiyle söyler? Lasswell’in Genel İletişim Modeli Bu formül iletişim sürecini beş temel öğeye ayırır: 1.Kim? (Kaynak) Mesajı üreten ve gönderen kişi/kurumdur. → Örneğin bir siyasetçi, bir gazeteci, bir reklam şirketi. 2. Neyi? (Mesaj/İleti) Kaynağın aktarmak istediği içeriktir. → Bir duyuru, bir reklam sloganı, bir politik vaat. 3. Hangi kanaldan? (Araç/Medya) Mesajın iletildiği mecra. → Televizyon, radyo, gazete, sosyal medya, afiş vb. 4. Kime? (Hedef Kitle/Alıcı) Mesajın ulaşmasını istediği kişi ya da topluluk. → Gençler, seçmenler, tüketiciler, kamuoyu vb. 5. Hangi etkiyle? (Etkisi/Çıktı) Mesajın alıcıdaki sonucu. → Tutum değişikliği, davranış değişikliği, oy verme kararı, satın alma gibi. ✅ BU MODEL NEDEN ÖNEMLİDİR? Lasswell’in modeli iletişimde anlamdan çok etkiye odaklanır. Yani “mesaj ne demek istiyor?” sorusundan çok, “Bu mesaj insanları nasıl etkiliyor?” sorusuna cevap arar. Bu yönüyle model, propaganda döneminin zihniyetini yansıtır. ✅ İzleyici bu modelde nasıl görülür? Lasswell modelinde hedef kitle pasif olarak kabul edilir. Yani mesajı alır, üzerinde düşünmez, analiz etmez; doğrudan etkilenir. Bu bakış, sonraki dönemde “Sihirli Mermi / Hipodermik İğne” yaklaşımıyla da örtüşür. Mesaj bir iğne gibi bireyin zihnine “enjekte edilir”. ✅ Modelin temel varsayımı Mesaj kaynak tarafından hazırlanır, uygun bir kanal yoluyla hedefe ulaşır, ve alıcıda davranış veya tutum değişikliğine yol açar. Bu süreç bir uyarı–tepki (stimulus–response) ilişkisi gibi işler. Mesaj = Uyarı Alıcıdaki değişim = Tepki ✅ Modelin temel varsayımı Örneğin: Bir reklamda sürekli aynı ürünün gösterilmesi → tüketicide satın alma isteği oluşturur. Bir propaganda mesajı sürekli tekrarlandığında → kitlede istenen düşünce gelişir. ✅ Lasswell’e göre iletişimde asıl mesele nedir? “Etki”dir. Lasswell, bir iletinin mutlaka alıcı üzerinde ölçülebilir bir etki yarattığını savunur. Bu etki tutum, davranış, oy verme eğilimi, kanaat, dikkat gibi unsurlarla ölçülebilir. Bu nedenle Lasswell modeli, özellikle siyasal iletişim, reklamcılık, propaganda ve kamuoyu araştırmalarında temel bir çerçeve sunmuştur. ✅ Modelin iletişim alanına katkısı İletişimi analiz edilebilir bir süreç hâline getirmiştir. İletişim araştırmalarında etki ölçümünü öne çıkarmıştır. Sonraki tüm modeller için bir başlangıç noktası oluşturmuştur. Propaganda incelemelerine bilimsel zemin sağlamıştır. Kitle iletişim çalışmalarında doğrusal iletişim anlayışının temelini atmıştır. ÖZETLE “Lasswell, iletişimi bir etki yaratma süreci olarak görür. Kim, neyi, hangi kanaldan, kime ve hangi etkiyle söyler?” sorularıyla iletişimin tüm öğelerini açıklamış; özellikle propagandayı anlamak için bu modeli geliştirmiştir. Bu modelde kitle pasiftir ve iletişim tek yönlüdür.” Shannon ve Weaver’ın Enformasyon Modeli Shannon ve Weaver’ın Enformasyon Modeli, iletişimi tek yönlü ve doğrusal bir süreç olarak ele alan, özellikle mesajın iletilmesi ve aktarılması üzerine odaklanan bir modeldir. 1949’da Claude Shannon ve Warren Weaver tarafından geliştirilmiş olup matematiksel, teknik ve pozitif bilimlere dayalı bir yaklaşımdır. Bu model, günümüzde kullandığımız telefon, radyo, televizyon, internet gibi tüm iletişim sistemlerinin temel çalışma mantığını açıklayan ilk teknik iletişim modellerinden biridir. Modelin Temel Amacı Shannon ve Weaver’a göre iletişim, bir noktada üretilen bilginin başka bir noktaya olabildiğince az kayıpla iletilmesi sürecidir. Bu nedenle iletişim kavramını “anlam üretimi” üzerinden değil, sinyal aktarımı üzerinden tanımlarlar. Bir başka ifadeyle: “Bilgi kaynaktan çıkar, bir kanaldan geçer ve alıcıya ulaşır. Mesaj ne kadar bozulmadan iletilirse, iletişim o kadar başarılıdır.” Modelin Bileşenleri SHANNON VE WEAVER’IN ENFORMASYON MODELİ Modelin Bileşenleri 1. Bilgi Kaynağı (Source) Mesajın üretildiği yerdir. → Örnek: Bir spikerin söylediği sözler, bir WhatsApp mesajı, bir radyo sunucusu. 2. Kodlayıcı / Verici (Transmitter) Mesajı sinyale dönüştüren araçtır. → Mikrofon sesimizi elektrik sinyaline çevirir. → Telefon, yazıyı dijital veriye dönüştürür. Modelin Bileşenleri 3. Kanal (Channel) Sinyalin taşındığı yoldur. → Radyo dalgası, TV frekansı, internet kablosu, fiber optik, Wi-Fi. 4. Alıcı (Receiver) Sinyali tekrar “anlaşılabilir mesaja” çeviren araçtır. → Radyo alıcısı, telefon ekranı, televizyon, bilgisayar. 5. Hedef (Destination) Mesajın ulaştığı kişidir. → Televizyon izleyicisi, telefon görüşmesindeki kişi. Gürültü (Noise): Modelin En Önemli Kavramı Shannon ve Weaver’a göre iletişimi bozan en önemli unsur gürültüdür (noise). Gürültü, mesajın kaynaktan çıktıktan sonra alıcıya ulaşırken bozulmasına, eksilmesine, anlam kaybına yol açar. Gürültü türleri: Teknik gürültü: Radyo parazitlenmesi, telefon çekmemesi. Fiziksel gürültü: Kalabalık bir ortamda sesin duyulmaması. Semantik gürültü: Kelimenin anlamının anlaşılmaması (ör. jargon). Psikolojik gürültü: Dikkat dağınıklığı, önyargı. Gürültü (Noise): Modelin En Önemli Kavramı Örnek Radyo dinlerken iki kanalın birbirine karışması enterferans olarak adlandırılır. Bu durumda mesaj bozulur ve radyo yayınını net duyamayız. İşte bu durum tam anlamıyla gürültüdür. Shannon & Weaver’ın Üç Sorun Düzeyi Bu model, iletişimde üç önemli problem alanı olduğunu söyler: A Düzeyi – Teknik Sorunlar “Mesajın ne kadarı bozulmadan iletilebildi?” → Örneğin telefonun çekmemesi, internet hızının düşmesi. B Düzeyi – Anlamsal Sorunlar “Mesaj doğru anlamla iletilebildi mi?” → Dil, kelime seçimi, jargon, yanlış anlaşılma. C Düzeyi – Etkililik Sorunları “Mesaj alıcıyı istenen yönde etkiledi mi?” → Reklamı gördükten sonra ürünü satın alıp almamak. Bu üç düzey, iletişimin yalnızca teknik değil aynı zamanda anlamsal ve davranışsal boyutlara sahip olduğunu gösterir. Eksiklik (Entropi) ve Fazlalık (Redundancy) Shannon ve Weaver’ın kuramında iki önemli kavram daha vardır: Entropi (Eksiklik) Mesajın belirsiz, eksik veya yetersiz olması. → Bilginin az olması yüzünden alıcının ne denmek istendiğini tam anlayamaması. Fazlalık (Redundancy) Yeni bilgi içermeyen tekrarlar. → Örneğin “Acil çıkış kapısı buradadır” yazısının yanında bir çıkış tabelası olması. İdeal iletişim, entropi ve fazlalığın doğru dengelendiği iletişimdir. Shannon & Weaver Modelin Özellikleri Tek yönlüdür (geri bildirim yoktur). Matematiksel ve mühendislik kökenlidir. Anlamdan çok bilgi akışıyla ilgilenir. İnsan davranışını tam olarak açıklamaz; daha çok teknik iletişimi analiz eder. Radyo, televizyon, telefon ve dijital iletişim altyapısının temel mantığını açıklar. ÖZET Shannon ve Weaver modeli iletişimi bir sinyal aktarımı olarak görür. Kaynak mesajı üretir, kanal üzerinden gönderir ve alıcıya ulaşır. İletişimin en büyük düşmanı ‘gürültü’dür. Model, anlamdan çok iletinin bozulmadan aktarılmasına odaklanır. Newcomb’un ABX Denge Modeli Newcomb’un ABX Denge Modeli, iletişim kuramları içinde kişilerarası ve toplumsal ilişkilerin nasıl dengede tutulduğunu açıklayan ilk modellerden biridir. 1953 yılında Theodore Newcomb tarafından geliştirilmiş ve iletişim sürecini üçlü bir ilişki sistemi olarak ele almıştır. Bu model, iletişimin yalnızca mesaj aktarımı olmadığını; aynı zamanda insanların birbirleriyle olan tutumlarını, ilişkilerini ve yönelimlerini dengelemek için iletişim kurduğunu savunur. Newcomb’un ABX Denge Modeli Model üç öğeden oluşur ve üçü bir “üçgen” ilişkisi içindedir: 1.A → Bir kişi, grup veya kurum 2.B → A ile ilişki içinde olan başka bir kişi, grup veya kurum 3.X → A ve B’nin yöneldiği ortak bir olay, nesne, kişi, fikir veya konu Newcomb’a göre iletişim, A, B ve X arasındaki dengeli ilişkiyi korumak için gereklidir. Newcomb’un ABX Denge Modeli ✔ Her öğenin yönelimleri nelerdir? 1. A’nın X’e yönelik tutumu A’nın X ile ilgili düşüncesi, duygusu, yakınlık–uzaklık eğilimi. ✔ 2. A’nın B’ye yönelik tutumu A’nın B ile ilişkisi, olumlu/olumsuz algısı. ✔ 3. B’nin X’e yönelik tutumu B’nin güveni, X hakkındaki düşünce ve değerlendirmeleri. ✔ 4. B’nin A’ya yönelik tutumu B’nin A’ya olan bakışı, yakınlığı, değer vermesi. Bu dört yönelim sürekli birbirini etkiler. Newcomb’un ABX Denge Modeli Modelin işleyişi: Newcomb’a göre ABX ilişkisi bir sistemdir, bu yüzden: Bir öğede meydana gelen değişim, diğer öğeleri de değişime zorlar. ✔ Örnek: A, X’i çok sever (pozitif tutum). B, X’ten hiç hoşlanmaz (negatif tutum). Bu durumda A ve B arasında bir dengesizlik vardır. Sistem bu dengesizliği azaltmak için iletişim kurmaya “zorlanır”. Newcomb’un ABX Denge Modeli A ile B arasında şu seçeneklerden biri gerçekleşebilir: B, X’e yönelik görüşünü değiştirir. A, X’e yönelik görüşünü değiştirir. A ve B birbirlerine olan tutumlarını yeniden düzenler. Ama her durumda amaç sistemin yeniden dengeye ulaşmasıdır. Newcomb’un ABX Denge Modeli Modelin temel varsayımı İnsanlar ve gruplar, toplumsal ilişkilerinde denge arar. Denge bozulduğunda iletişim ortaya çıkar ve ilişki yeniden düzenlenir. Yani iletişim, dengeli bir sosyal ortam yaratma çabasıdır. Newcomb’un ABX Denge Modeli Arkadaş ilişkisi örneği: A: Ali B: Büşra X: Bir müzik grubu Ali (A), müzik grubunu çok beğeniyor. Büşra (B), aynı gruptan hiç hoşlanmıyor. Bu durum Ali ve Ayşe arasındaki ilişkide bir görüş ayrılığı yaratır. Ali ve Büşra bu durumu: konuşarak, birbirlerini ikna ederek, ortak bir görüş bularak dengelemeye çalışır. İletişim burada dengeyi koruma görevi görür. Newcomb’un ABX Denge Modeli Toplumsal örnek A: Devlet B: Halk grubu X: Yeni bir yasa Devlet (A), yeni yasayı olumlu görür; halkın bir kısmı (B) yasayı eleştirirse sistemde dengesizlik oluşur. Bu durumda: devlet açıklama yapar (iletişim) halk görüşlerini belirtir gerekirse yasa değişir Amaç: toplumsal dengeyi yeniden kurmak. Newcomb’un ABX Denge Modeli Modelin önemi İletişimi “sadece mesaj iletme” olarak değil, ilişki kurma ve ilişkiyi sürdürme aracı olarak açıklar. Psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyolojinin iletişim alanına dâhil edilmesini sağlar. Sonraki iletişim modellerini (özellikle kişilerarası etkilemiştir. iletişim kuramlarını) ÖZET “Newcomb’un ABX modeli, iki kişi veya grup ile ortak bir konu arasındaki ilişkiyi açıklar. A, B ve X arasındaki ilişkide denge bozulursa, insanlar iletişim kurarak sistemi yeniden dengeye getirmeye çalışır. Bu nedenle iletişim, toplumsal dengeyi korumanın bir yoludur.” Gerbner’in Genel İletişim Modeli Amerikalı iletişim bilimci George Gerbner, 1956 yılında iletişimi daha kapsamlı, daha açıklayıcı ve farklı ortamlara uyarlanabilir bir biçimde anlamayı amaçlayan Genel İletişim Modelini geliştirmiştir. Gerbner’in modeli ilk bakışta Shannon ve Weaver’ın modelinden daha karmaşık görünse de, temel iletişim süreci yine kaynak → mesaj → alıcı çerçevesinde işler. Ancak Gerbner’in farkı şudur: İletişimi sadece teknik bir aktarım değil, “algılama” ve “yeniden anlamlandırma” süreçlerinin toplamı olarak görür. Bu nedenle modelin merkezinde algı ve aktarım süreçleri vardır. Gerbner’in Genel İletişim Modeli 1. E – Olay / Gerçeklikte Yaşanan Durum İletişim, önce “gerçeklikte” bir olayın meydana gelmesiyle başlar. Bu olay: bir trafik kazası, bir maç sonucu, bir doğal afet, bir siyasal açıklama, ya da günlük hayatta tanık olduğumuz herhangi bir durum olabilir. Gerbner’in modeli yalnızca kişilerarası iletişim için değil, kitle iletişimi için de uygulanabilir. Örneğin bir gazeteci bir olayı görür; bu “E”dir. Gerbner’in Genel İletişim Modeli M – Olayın Algılanması (Kaynak) Olay (E), bir insan ya da bir makine (kamera, mikrofon, sensör vb.) tarafından algılanır. Gerbner, bu algının pasif bir gözlem olmadığını özellikle vurgular. Algı, aktif bir süreçtir. Yani M olayı olduğu gibi değil, kendi dikkatine, seçiciliğine, bilgi birikimine ve deneyimlerine göre algılar. Gerbner’in Genel İletişim Modeli E1 – Olayın Algılanmış Hâli M, E olayını algıladıktan sonra zihninde bunu bir “E1” biçimine dönüştürür. Yani olay, M’nin zihninde farklı bir yorumla, seçilmiş detaylarla veya belirli bir çerçeveyle yer alır. Örneğin: Aynı kazayı gören iki kişinin kazayı farklı biçimlerde aktarması E → E1 dönüşümünü gösterir. Gerbner’in Genel İletişim Modeli SE – Mesajın Oluşturulması (Message) M, zihninde oluşan E1’i bir mesaja (SE) dönüştürür. Bu aşamada olay artık: seçilir, düzenlenir, bir forma sokulur, iletişim aracına uygun hâle getirilir. Yani “gerçek olay” → “algılanmış olay” → “iletilebilecek mesaj” hâline gelir. Gerbner’in Genel İletişim Modeli Modelin Akışı Kısaca: Gerçek Olay (E) → Kaynağın Algısı (M) → Algılanmış Olay (E1) → Üretilen Mesaj (SE) → Kanal → Alıcı Bu nedenle Gerbner, iletişimin asla “salt gerçeklikle” başlamadığını savunur. Gerçeklik, her zaman algı süzgecinden geçerek bir mesaja dönüşür. Gerbner’in Genel İletişim Modeli Lasswell ile İlişkisi Gerbner’in modeli, Lasswell’in iletişim formülü (“Kim, neyi, kime, hangi kanaldan ve hangi etkiyle söyler?”) ile uyumludur, fakat daha derinleştirici bir yönü vardır: Lasswell daha çok etki ile ilgilenirken, Gerbner algılama, mesaj üretimi ve temsil süreçlerini mercek altına alır. Bu nedenle Gerbner’in modeli özellikle haber üretimi, içerik analizi, temsil, medya çerçeveleme (framing) gibi alanlarda önem kazanmıştır. Gerbner’in Genel İletişim Modeli Modelin Önemi ve İletişim Araştırmalarındaki Kullanımı Gerbner modelinin birçok kullanım alanı vardır: 1. İnsan + Makine iletişimini birlikte açıklayabilir Bir kameranın, sensörün veya bilgisayarın veriyi algılama biçimi modele uyarlanabilir. 2. İçerik analizi için teorik temel sunar Gerbner, özellikle medyanın gerçekliği nasıl “yeniden ürettiği”yle ilgilenmiştir. 3. Algı ve temsil sürecini açıklayarak iletişimi daha gerçekçi bir şekilde kavrar Aynı olay, farklı kişiler tarafından farklı biçimlerde temsil edilir. 4. Disiplinlerarası araştırmalara uygundur Psikoloji, sosyoloji, medya çalışmaları, bilişim ve iletişim teknolojileri bu modelle ilişkilidir. Gerbner’in Genel İletişim Modeli “Gerbner’e göre iletişim bir olayın doğrudan aktarılması değildir. Olay önce algılanır (E → E1), sonra seçilir ve bir mesaja dönüştürülür (SE). Bu nedenle her iletişim, gerçekliğin yeniden üretilmiş hâlidir. Algı ve merkezindedir.”
AI Asistan
chat.question 2
chat.user
İÇEERİĞİ ÖZETKE
